beyin nasıl öğreniyor

Beynin nasıl öğrendiği konusunda son yirmi yıl içinde beklenmedik gelişmeler oldu. Beyninin her iki lobundan biri alınan bir hasta üzerinde, 1981 yılında Roger Sperry adlı bilimadamının ortaya çıkardığı gerçekler hızlı öğrenme ve hafıza eğitimi metotlarında çığır açtı.

Ülkemizde eğitim niçin “öğrenciler için külfet ve hatta çekilmez yük haline geldi?” Neden okulunu bitiren işe yarar hayat becerileri kazanamamakta, mesleğini öğrenememektedir? Tüm bu soruların cevabı aslında beynin nasıl öğrendiği ile ilgili görünmektedir. Beyin ve öğrenme gerçeklerine ters bir şekilde sürdürülen eğitim, eğitmemektedir.


Son yıllardaki bunca gelişmelere rağmen beyin, hâlâ insan vücudunun çalışması hakkında en az şey bilinen organı olma özelliğini koruyor. Bilim adamları, birçok kişinin beyin potansiyelinin yalnızca % 4–8 arasındaki bir kısmının kullanıldığını öne sürmektedir.

Buna göre keşfedilmemiş engin bir dünyanın küçük bir adasında yaşıyoruz. Son zamanların en büyük bilimsel çalışması olan “genom projesi”nden sonra beynin sırlarının çözülmesi bilim dünyasının hedef tasarısı haline geldi.. Yakın gelecekte özellikle eğitim ve öğrenme konusunda yeni çığırlar ve olağanüstü ufuk ve imkanlar ortaya çıkabilir.

Beyin gerçekleri, başarılı bir eğitimin insanın öncelikle kendini tanıması ve keşfetmesine bağlı olduğunu gösteriyor. İnsan beyni yaratılış itibarıyla bir öğrenme programıyla yüklü olarak gelmektedir. Ancak bu programın yanında “kullanıcı el kitabı” mevcut değildir. Zaman geçtikçe öğrenilen bilgi ve becerilerin modası geçmekte ve kullanılmaz hale gelmektedir.

Modası geçmeyen ve hayat boyunca ihtiyaç duyduğumuz ise “öğrenmenin öğretilmesidir”. Günümüzün başarılı insanı, beyninin her iki yarısını da etkili bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine kolaylıkla geçebilen insan olarak değerlendiriliyor artık..

Beyin hücreleri arasındaki bağlantıları gelişmemiş insanlar, beyinlerine ne kadar bilgi yığmış olurlarsa olsunlar düşünce–muhakeme–akıl yürütme becerileri gelişmemekte, bu yüzden de eğitilmiş sayılmamaktadır. Beyin nasıl öğreniyor? Beynin öğrenme ile ilişkisi nedir? Şimdi bunları ele alalım.

Hipokamp ve etkili öğrenme

Beyin, iç içe üç bölüm halindedir. Orta beyinde bulunan “hipokamp” (hippocampus) “hafızanın merkezi”dir.. Bu merkez adeta beynin yazıcısı gibi faaliyet gösterir. “Beynin yazıcısını” kendi isteğimizle çalıştırıp, istediğimiz bilgileri kaydedebilir miyiz, sorusuna vereceğimiz cevap “evet”tir.

Hipokamp bölgesi bilgilerin kalıcı hafızaya geçip geçmeyeceğine karar veren merkezdir. Beynin hipokamp olarak adlandırılan bölgesinde, sinapslar (nöronların birbiriyle haberleştikleri noktalar) yüksek frekanslı elektrik sinyalleriyle uyarılınca sinaptik bağlantılar güçleniyor.

Çeşitli öğrenme kanallarından bize ulaşan bilgiler verdiğimiz önem derecesine göre kaydolmaktadır. Merak ve ilgi duymadığımız, önemsemediğimiz; kısacası duyguların hareketlenmediği olaylarda gelen bilgiler düşük frekanslı elektrik sinyalleri şeklindedir.

Sonuçta zayıf sinaptik bağlar oluşur ve beyin “harddiskine” (korteks) kayıt işlemi gerçekleşmez. Çünkü böyle durumlarda “alıcılar” (duygular) harekete geçmemektedir. Duyguların uyandığı olaylarda ise hipokamp hareketlenmekte, beynin en dış tabakasında bulunan “kortekse” kayıt işlemi tamamlanmaktadır.

Beynin üçüncü kısmı olan korteks, beynin düşünen, konuşan, yazan, yeni buluşlar yapan, merak eden, plan yapan, öğrenmenin, zekanın ve hafızanın oluştuğu bölüm olup, sınırsız bir kapasiteye sahip görünmektedir. Üzerindeki görme, duyma ve diğer algılama merkezleriyle ve dış dünyayla sürekli iletişim halindedir. Bu kapasiteyi nöronlar arasında kurulan ilişkiler sağlamaktadır. Duyguları uyandıran olaylar orta beyinde bulunan “hipokamp” vasıtasıyla beyin korteksi üzerine kaydedilmektedir.

Öğrencinin konuya ilgisinin çekilmediği, merakın uyandırılmadığı ve konunun zevkli ve eğlenceli hâle getirilmediği “öğretme süreçlerinin “başarısız kalması “hipokamp” denilen beyin bölgesinin uyarılmamasıyla ilgilidir. Üzerinde “merak ve ilgi” etiketi taşımayan bilginin beyne girmek için gerekli vizeyi alması mümkün değildir. Bu yüzden de “Merak ilmin hocasıdır.” denilmiştir.

Beyin lobları ve öğrenme

Birçok test sonucunda, beynin sol lobunun, konuşma, matematiksel işlemler, diziler, sayılar ve analiz gibi konularda çok üstün olduğu, mantıklı ve doğrusal çalıştığı tespit edildi. Araştırma sonuçları beynin sağ lobunda da, ritim, hayal kurma, renkler, boyut, hacim, müzik gibi fonksiyonların icra edildiğini ortaya koymaktadır. Beynin sol tarafı bilgiyi mantıklı ve doğrusal olarak işlemekte, sağ lob ise artistik tarafı oluşturmakta, detaydan çok resmin bütünüyle ilgilenmekte ve bilgiyi şekil ve hayal gücüyle işlemektedir.

Sağ lobun duygular ve hayallerin etkisinde olduğu ve fotoğrafik, yani bütünsel öğrendiği ortaya çıktı. Bu yüzden bilgiyi sıra ile işleyen sol lobun aksine sağ lobun öğrenmede çok daha hızlı ve etkili olduğu anlaşıldı.. Ayrıca, insanın mucitlik ve üretkenlik kısmı sağ lob fonksiyonları arasında yer almaktadır. Sadece sol lobu gelişmiş olan ve bu lobu iyi kullanan insanların üretken düşünebilmesi için sağ loblarını da geliştirmeleri gerekmektedir. Öğrendikleri konular ve formüllerden yeni şeyler üretebilmeleri için beynin sağ lobunu da işin içine katmaları gerekmektedir.

Beynin her iki lobu birbirini tamamlayan fonksiyonlara sahiptir. Her iki lob arasında yoğun sinir lifinden oluşan “korpus kallosum” ağ demeti bulunur. Bu ağ, beynin sağ ve sol lobu arasında sürekli bilgi alışverişinin yapılmasını sağlayan bir köprüdür.

Sağ beyin yaratıcılığı, duygusallığı, seslere ve renklere, hayal gücüne, sezgilere ve soyut algılamalara daha yatkın çalışırken; sol beyin mantıklı, sistematik ve analitik düşünmeye, yazı ve sayılara, ölçme değerlendirme ve eleştirmeye daha yatkın olarak çalışmaktadır.

Beyinlerinin bir yarısını diğerine göre daha iyi kullanan kişiler, işleri ve ilişkileri bu boyutta çalışan yarıküre’nin yeteneklerine ihtiyaç duyduklarında zorlanırlar ve başarısız olurlar. Beyninin sağ lobu ameliyatla alınmış bir insanda neler gözlenir? İşte olacaklardan bazıları: Vücudunun sol tarafını kullanamayacaktır. Konuşmaya, coşku, hayal, heyecan veren sağ loba sahip olmadığından robottan çıkmışçasına düz konuşmaktadır. Matematik hesaplamaları ameliyat öncesinden hiçbir farkı yokmuşçasına aynen yapacak, mantıklı ve doğru cevaplar verecektir. Hayal ve sezgisel gücünü tamamen kaybetmiştir.

Evinden komşuya gezmeye çıktığında, evler arasındaki mekan ilişkisini kuramayacak, evine geri dönemeyecektir. Çünkü boyut, hacim ve yerleşim yeteneğini kaybetmiştir. Basit bir aleti parçalara bölseniz, bir araya getirme–bütünleştirme işini de beceremeyecektir. Küçük parçalara bakarak resmin tanınması beynin sağ lobunun uzmanlığı arasındadır.

Kendisini ziyaret eden ve haline gözyaşı döken yakınlarının bu haline bir anlam veremez. Sağ lobu sağlamken çok sevdiği müzik kasetindeki melodilere hiç ilgi göstermediğini ve hatta hatırlamadığını göreceksiniz. Ameliyat öncesi çok samimi olduğu bir arkadaşının bir resmini gösterseniz hatırlaması mümkün değildir. Çünkü sol lobun, tek başına şekilleri ve resimleri hatırlayabilmesi imkansızdır. ‘Rüya görüyor musunuz, hayal ediyor musunuz?’ sorunuza size hiç ilgisiz cevaplar verecek ya da ‘O da ne demek?’ diyecektir.

Beynin kapasitesi

Beyinle ilgili bu gelişmeler günümüzün başarılı insan anlayışında da değişikliğe yol açmaktadır. Buna göre başarılı insan beyninin her iki yarısını da etkili bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine kolaylıkla geçebilen insandır.

İki lobun birlikte kullanıldığı, birbirleriyle uyumun sağlandığı ve işbirliği içinde çalışıldığı durumlarda kişisel yetenek ve etkinlikte olağanüstü artış gözlenmektedir. Eğitimde beynin iki lobunun kullanımı beyin kapasitesinin iki kat değil, kat kat artmasına yol açmaktadır. Hızlı ve etkili öğrenmenin yolu beynin her iki lobunu birlikte ve dengeli kullanmaktan geçiyor.

Bir kuşun uçabilmesinin iki kanatla mümkün olması gibi etkili öğrenme için beyin loblarının her ikisinin dengeli gelişimine ihtiyaç vardır. Kitap okurken genelde her iki lob birlikte koordineli bir şekilde çalışmak zorunda kaldığından kitap okumak beyin loblarının dengeli gelişiminde en faydalı faaliyetlerdendir.

Çünkü sol lobca takip edilen ve kavranan sözel kavramlar, sağ lobla tasvir edilir, şekil, imge ve yeni düşüncelere dönüştürülür, canlandırılır. Halbuki, televizyon izleme, sağ lobu genelde pasif durumda bırakmaktadır. Bu yüzden de genelde beyin gelişimine pozitif bir katkı sağlamamaktadır.

Lobların dengeli fonksiyonu

İnsanların yüzünü kolayca hatırlarken, ismini hatırlamada zorlanışımız sağ lobun öğrenmede sol lobdan ne derece etkin olduğunu gösterir. “Bin defa duymaktansa bir defa görmek yeğdir.” Çin atasözü de bu gerçeğe parmak basmaktadır. “Hafıza şekillerle, temsillerle çalışır ve bilgiyi resimlerle işler” şeklinde ifade edilen hafıza gerçeği aslında sağ lobun şekil, resim, hareket ve boyuta duyarlılığı; hayallerin ve üretici düşüncenin merkezi olması vesilesiyle öğrenmede olağanüstü etki ve fonksiyonuna işaret etmektedir.

Bazı insanlar okuduğu, gördüğü ve duyduğu bilgileri kolayca ve hemen hatırlıyorlar. Bunlar “fotoğrafik hafızaya” sahip insanlardır. Fotoğrafik hafızaya sahip insanlar üzerinde yıllar süren bilimsel araştırmalar yapılmıştır. Bunların en önemli özelliklerinin beynin her iki lob fonksiyonlarını birlikte ve dengeli olarak kullandıkları görülmüştür.

Ülkemizde bilgiyi aktarmaya dayanan “söyleme–anlatma”, “öğretme” metodundan ibaret kalan eğitim şekli beynin sol lobunun, diğer bir deyişle beynin yarısının kullanıldığı eğitim tarzıdır.. Hayal gücü, renk, ritim, şekil ve yaratıcı düşünme gibi özelliklere sahip sağ lob fonksiyonları yerine getirilememektedir.

Beynin boş bir kutu içine bir şeyler dolduruyormuşçasına süre giden sadece sol loba hitap eden eğitimin ne derece verimsiz kaldığını hep birlikte görmekteyiz.

Eğitimle ilgili toplumda yaygınlaşan çarpıcı ifadeler de aslında özellikleri yeni anlaşılan beyin gerçeklerinin somutlaştırılmış ifadeleri olmaktadır. Mesela “Sıradan öğretmen anlatır; iyi öğretmen açıklar; yetenekli öğretmen yapar ve gösterir, büyük öğretmen ilham kaynağı olur” bunlardan birisidir.

Yetenekli ve büyük öğretmen, insanların sağ lobuna hitap etmektedir. Yetenekli öğretmen, yaparak, yaşayarak öğreten, deneyen, düşündüren, sorgulayan, gerçek hayatı okula getiren öğretmendir.

Ayrıca büyük öğretmen, sağ lobun etkisinde olan insanın duygusal ve ruhsal zekasına da hitap eder, söylediklerini yaşar, usta–çırak ilişkisine dayanan öğrenme eylemine müracaat eder. Anadolu liseleri sınavları ve üniversiteye hazırlayacağız diye eğitim, tamamen ezberci ve tekrara dayanan sol beyin ağırlıklı bir öğrenim yöntemine dönüştürülmüştür.

Bu durum bir öğrenim ya da öğrenme değil, sadece kişilere verilen bilgilerin belleğe kayıt edilmesidir. Bu kayıtlar ise inanılmaz bir hızla bellekten silinmektedir (ya da öğrenciler bu kayıtlara ulaşamamaktadır).

alıntıdır

huzurlu olmanın kuralları

1. Ufak şeyleri dert etmeyin.
02. Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.
03. Rahat ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın.
04. Olumlu ve olumsuz düşünce kartopunun çığ gibi büyüme etkisini göz önüne alın.
05. Sevgi kapasitenizi geliştirin.
06. Unutmayın: Öldüğünüz zaman yapılacak işler listeniz hâlâ dolu olacaktır.
07. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.
08. Birisine bir iyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.
09. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.
10. İçinde bulunduğunuz ânı yaşamayı öğrenin.
11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.
12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın.
13. Sevgi elini önce siz uzatın.
14. Kendinize sorun: Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?
15. Gerçeği kabul edin: Hayat âdil değildir.
16. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: Bırakın canınız sıkılsın.
17. Strese dayanma gücünüzü azaltın.
18. Haftada bir kez yürekten gelen bir mektup yazın.
19. Sık tekrar edin: Hayat acil bir durum değildir.
20. Zihninizde özel bir bölüm açın.
21. Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz birini düşünmek için harcayın.
22. Tanımadığınız insanların gözlerine bakın ve gülümseyerek merhaba deyin.
23. Her gün kendinize biraz sessiz zaman ayırın.
24. Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve yüz yaşında ihtiyarlar olarak düşünün.
25. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
26. Daha iyi bir dinleyici olun.
27. Savaşlarınızı akıllıca seçin.
28. Çöpü çıkarma sırasının kimde olduğunu hatırlamıyorsanız gidip siz çıkarın.
29. Eleştirme isteğinizi bastırın.
30. Daha ılımlı bir sürücü olun.
31. Unutmayın: İnsanı edindiği huylar oluşturur.
32. Bilmemenin verdiği rahatlığı duyun.
33. İpin ucunu biraz bırakın.
34. Bir bitki yetiştirin.
35. Yoga (ya da jimnastiğe) başlayın.
36. Erken kalkmaya alışın.
37. En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda yumuşamaya çalışın.
38. Planlarınızda esnek olun.
39. Konuşmadan önce derin bir soluk alın.
40. Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın.
41. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin.
Göreceksiniz canınız yanmayacak.
42. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale ve kitaplar okuyun ve bir şeyler öğrenmeye çalışın.
43. Zihninizi sessizleştirin.
44. Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda değilsiniz.
45. Olumsuz düşüncelerinize yüz vermemeye çalışın.
46. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman ona kadar sayın.
47. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün.
48. Biraz yüzünüz gülsün.
49. Bu da geçer.
50. Gevşeyin!
51. Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.
52. İç dünyanız için zaman ayırın.
53. Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
54. Kendi işinize bakın, kendinizi başkasının yerine koymayın.
55. Hayatı olduğu gibi kabul edin.
56. Yüreğinizin sezgisine güvenin.
57. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.
58. Daha sabırlı olun.
59. Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.
60. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
61. Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin bozuk olduğu zamanlar sizi yanıltmasın.
62. Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav.
63. Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın. Övgü ve yergi aynı şeydir.
64. Rasgele iyilikler yapın.
65. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.
66. Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.
67. Bugün üç kişiye onları ne çok sevdiğinizi söyleyin.
68. Alçak gönüllü olmaya çalışın.
69. Kışa hazırlık (eksikleri gedikleri kapatma) telaşından kaçının.
70. Her gün birkaç dakikanızı sevecek birini düşünmeye ayırın.
71. Antropolog olun: Ön yargınızdan uzak, başka insanların yaşam ve davranış tercihlerini inceleyin.
72. Herkesin farklı olabileceği gerçeğini anlayın ve saygı gösterin.
73. Kendinize bir kamusal yardım konusu seçin.
74. Her gün en az bir kişiye beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin.
75. Sınırlarınızı öne sürmeyin, yoksa sınırlı olursunuz.
76. Gördüğünüz her şeyde tanrının parmak izi vardır.
77. Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın.
78. Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın:
Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır.
79. Bu ifadeyi iyi anlayın: Nereye giderseniz siz oradasınız.
80. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman şükredin, kötü hissettiğiniz zaman ılımlı olun.
81. Postayla evlat edinin. Bir vakıf yoluyla bir çocuğa yardım edin
82. Yaşamı melodram olarak görmeyin.
83. Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.
84. Fırtınanın Gözü'nde (karmaşanın ortasındaki sükûnet noktasında) bulunmaya çalışın.
85. Sahip olmak istediğiniz şeyleri değil, elde etmiş olduklarınızı düşünün.
86. Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye açık olun.
87. Bulunduğunuz konumdan mutlu olmaya bakın.
88. Hizmet vermeyi yaşamınızın değişmez bir parçası haline getirin.
89. Bir iyilik yapın ve karşılığını ne isteyin, ne de bekleyin.
90. Varlığınızı bir bütün olarak kabullenin.
91. Başkalarını suçlamayı bırakın.
92. Yardım etmeye çalışırken önceliğinizi küçük şeylere verin.
93. Unutmayın: Bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.
94. Sorunlarınıza olan bakışınızı değiştirin.
95. Bir tartışmaya girecek olursanız, kendi görüşünüzü savunmadan önce karşı tarafın savını anlamaya çalışın.
96. "Anlamlı başarı"nın tanımını bir kez daha yapın.
97. Duygularınıza kulak verin; size bir şey söylemeye çalışıyorlar.
98. Yaşamınızı sevgiyle doldurun.
99. Kendi düşüncelerinizin gücünü bilin.
100. "Daha fazlası daha iyidir" diye düşünmekten vazgeçin

alıntıdır

İştah Kapatma Yolları

KONTROLLÜ YEMEK İÇİN SIK VE AZ ÖĞÜN
Gün içinde sık ve az öğünler yemek, iştahın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yoludur. Belki arada yine bir şeyler atıştırmak isteyebilirsiniz ama bu sefer yiyeceğiniz miktarlar az olacaktır. Böyle bir durumda atıştırmak için sağlıklı karbonhidratlara yönelin, çünkü bu besin türü, sindirim sisteminde daha uzun süre kalır ve şeker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun süreli tokluk hissi sağlar. Yapılan araştırmalar, tat alma duyusunu değişik tatlarla tatmin etmenin, daha az miktarlarla yetinmeyi sağladığını ortaya koyuyor.

Sürekli aynı yemeği yeme, özellikle tadı hoşa gitmiyorsa, bir süre sonra tat alma mekanizmasının iptal olmasına yol açıyor ve bu sebeple de kendinizi sanki hiç yemek yememiş gibi hissedebiliyorsunuz. Böyle bir durumu engellemek için öğünlerinizi taze otlarla ve baharatlarla tatlandırabilirsiniz.

YEME İSTEĞİ ARTTIĞINDA SU İÇİN
Su içmek de, kişinin kendisini tok hissetmesi açısından önemlidir. Ayrıca vücut susuz kaldığında, çoğu zaman açlık hissine benzeyen sinyaller gönderir. Bu nedenle bol su içmek, beden su istediği zamanlarda yemeğe yönelmeyi engeller. Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına geliyor. Üstelik bu şekilde tat alma duyusu da tatmin oluyor. Böylece doyduğunuzu anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor. Fazla yemekten kaynaklanan sindirim sorunlarından kurtulmanız da ayrı bir avantaj.

ÖĞÜN SAATLERİNDE SPOR YAPIN
İştahı kapatmanın yollarından biri de egzersiz. Egzersizler zorlaştıkça vücut ısısı artar ve daha fazla kalori yakmaya başlanır. Bu da egzersizi takip eden birkaç saat boyunca iştahın bastırılmasını sağlar. Böyle bir durumda normal öğün saatinden birkaç saat önce egzersiz yapmak en mantıklısıdır; çünkü öğün saati geldiğinde spor yapmanın verdiği etkiyle iştahınız biraz daha kapanır, fakat asla öğün atlama hatasına düşmeyin, aksi halde hem vücudunuz zayıf düşer, hem de bir süre sonra aşırı yeme isteği duyarsınız.

alıntıdır

duygusal zekayı geliştirmek için

Mesleki ve günlük hayatta başarılı olmanın en önemli etkenlerinden biri olan duygusal zeka geliştirilebiliyor.

Uzmanlar bunun için 7 öneride bulunuyor.duygusal zeka konusunda yazı ve araştırmaları ziyaretçilerinin hizmetine sunuyor.

Sitede yer alan bilgilere göre, düzenli ve sistemli bir çalışma ile duygusal zeka öğrenilip, geliştirilebiliyor. İnsanların kişisel ve mesleki anlamda başarılı olmalarını IQ’dan çok daha fazla etkileyen duygusal zeka, insanların ortak duyguları, iletişim becerileri, insanlık anlayışları, incelik, kibarlık, nezaket gibi yetenekleri olarak tanımlanıyor. Duygusal zekası yüksek insanlar mesleki anlamda başka insanlar ile iyi iletişim kurabildiklerinden ve yönetme becerisine sahip olduklarından genellikle çok başarılı olurken, günlük hayatta da duygusal zeka insanların iş arkadaşları ve aile bireyleri ile iyi anlaşabilmelerini sağlıyor.

ÖNERİLER:

   1. Yardıma ihtiyacı olanları yüzüstü bırakmayın.
   2. “Kendinizi tanıyın: Kim olduğunuzu öğrenin. Duygusal zeka kendinizi tanımanızı şart koşar.
   3. Duygularınızı ve onları kontrol etmeyi öğrenin: Duygusal doğal ve insancıldır. Kendi duygularımızdan veya diğer insanların duygularından ne kadar az korkarsak, duygusal durumlarda ve duygularımızla o kadar rahat başa çıkabiliriz. Başkalarının duygularını anlamada ne kadar hakimseniz, onların duygularından korkmanıza da o kadar gerek kalmaz.
   4. Kendinizi, kişisel özelliklerinizi başkalarına açık tutun: Bizler hepimiz farklıyız. Farklı olmak, diğerlerinden daha iyi ya da daha kötü olmak demek değildir. Onların dünyaya bakış açılarının sizinkinden farklı olduğunu ne kadar çabuk anlarsanız, onları da o kadar çabuk tanırsınız.
   5. İletişim kurma becerinizi geliştirin: İnsanlar arası iletişimi anlayın. Her türlü insanlar arası ilişkilerde, iletişim, bütünlük sağlayıcı, çok yönlü ve çok anlamlı bir konudur. Kendinizi ifade etme yöntemlerinizi geliştirin. Kelime haznenizi zenginleştirin. Her an yeni kelimeler öğrenin, özellikle de duygu ve düşünce ifade eden kelimeleri.
   6. Problem çözücü olun: Mümkün olduğu kadar çok çeşitli olaylar ve problemler üzerinde düşünün ve bunlara çözümler getirmeye çalışın.
   7. Eleştiriye açık olun: Eleştiriye açık olun, bırakın sizi eleştirsinler. Bundan rahatsızlık duymayın. Bu sayede kendinizdeki olumlu ve olumsuz yönleri öğrenme fırsatını elde edersiniz. Siz de eleştiri yapabilin.
   8. İnsanlar ile ilgilenin: Yeni insanlar ile tanışın onların kültürlerini öğrenin. Değişik insan psikolojileri hakkında bilgi edinin. İnsanları harekete geçiren akımları, onların hayat hikayelerini okuyun. Kendinizi ve diğer insanları keşfedin”.

alıntıdır

beyin ve unutkanlık

Beyin Sağlığı ve Unutkanlık
Endüstri devrimi ile kol gücünün yerini makine gücü aldı. İnsanlık tarihi büyük değişim yaşadı. Bilgisayar devrimi ile zihin gücünün yerini bilgisayarlar alarak çağımız bilgi çağı ismi ile damgalandı. Günümüzde güç ve kuvvet bilgi ve teknolojinin eline geçti.
Dünyada bilginin ikiye katlanma hızı eski çağlarda bir insan ömrü iken şimdi 8-10 yıla inmiş durumda. Bu bilgi yoğunluğu içerisinde ayakta kalmak ve başarılı olmak için bilgilerin kaynağı, deposu, sentezlendiği yer olan insan beynini iyi bilmek ve iyi kullanmak büyük önem taşır.
Mucize Organ
İnsan beyni 1,5 kg lık bir mucizedir. 140 milyar hücre ihtiva eder. Bir hücrenin diğer hücre ile bağlantısı 5-10 bin kadardır. Prof. Russel “The Brain Book” isimli kitabında 1 gr beynin dünyadaki telekominikasyon sistemlerinden daha çok bağlantı ihtiva ettiğini belirtmektedir.
1 gr beyinde 100-150 milyon hücre vardır. Yeryüzündeki insan sayısı ise 5-6 milyar. Bu kadar insan birbiri ile aynı gün telefonla konuşmuyor ama insan beyin hücreleri sürekli iletişim halindeler. Masadan bir bardak su almak istediğimizde, kola gelen kaslara gevşeme-kasılma talimatı vermesi, bardağın sertliği, sıcaklığı, ağırlığı, hangi açı ile ağza götürüleceği gibi bir çok işlemler, hangi koordinatlarla hareket edileceğine dair bilgiler beynin işlevidir. Bunlar yapılırken olağanüstü bilgi işlem süreci işler.
İşte böyle harika bir organ kendini yenileme yeteneğine sahip değildir.Diğer beden hücreleri yenilenip değişirken beyin için tek yol kapasiteyi arttırmaktır.Bu işlem de Beyin eğitimidir. Beynini iyi bilen ve kullanan kişi başarı ve mutluluğu yakalayacaktır.
Bilgileri Akılda Saklamak
Sizi nöron, sinpps, sindptik bağlantı gibi teknik ayrıntılarla bunaltmadan şunu söyleyebiliriz.İnsan beyni elektriksel ve kimyasal ileti ile çalışan biyolojik bir bilgisayardır. Hafıza hard disk, zeka mikro işlemci, programda bizim kişiliğimiz ve ruhsal yapımızdır. Elektronik devrelerden oluşan hafızamız o kadar büyük bir kaptır ki orada bilgileri doğru sınıflandırmamızsa bilgiler kayboluyor ve biz unuttuğumuzu düşünüyoruz. Aslında bilgiler hafızamızda kimyasal harflerle yazılmış fakat biz kullanmayı bilmediğimiz için unuttuğumuzu düşünüyoruz.
Yakın ve kısa bellek dikkatin daha çok elektriksel nitelikte olduğu, orta ve uzun belleğin kimyasal nitelikte olduğu bilinir. Bilgisayarda manyetik partiküllerin “1-0” şeklinde dizilişi gibi beyinde de hem duygular hem düşünme kimyasal olarak dizilir. İşte Alzheimer gibi hastalıklarda beynin bu protein yapısı hasara uğruyor.
Beynin bilgisayarla kıyaslanması beynimizin nasıl çalıştığını en iyi anlamanın yoludur.
INPUT cihazı beş duyunun, ROM sadece okunur hafıza iç organlarımızın nasıl çalıştığı ve otonom faaliyetle ilgili bellek, RAM rast gele giriş hafızasıdır. ROM’a hiçbir müdahale yapamayız ana RAM i doğru kullanmamız gerekir.
RAM da bilgiler iki biçimde saklanır. Kısa dönemli bellek (CD sürücü), uzun dönemli bellek (HARD DİSK)
Beyinde Bilgiler Nerde Saklanır?
Her gün sanki veri bombardımanı yaşıyoruz. Beynimiz düzenli bu verilerin arasında bilgi seçer.Beynimizde filtre görevi gören alanlar var, bu alanlara önemli-önemsiz bilgileri süzer. Onayladığımız bilgiler belirli alanlara depolanır. Beyinin modüler sistemle çalıştığı konusundaki bilimsel tez gittikçe güçlenmektedir.Modülleri kişi kendiside oluşturabilmektedir.En kolay saklanan bilgilerin en çok duyulan ve tekrar edilen bilgi olduğu düşünülürse hafıza bankanız bu tüp bilgiler için bildik yollar oluşturmuştur.Bilgisayar örneğine dönersek bilgisayarda uzun süreli hafızaya dosya eklemeden önce ona özel bir isim veririz. Çok bilgiyi akılda tutmak isteyen kimse hafızası ile ilgili özel kodlama ve isimlendirme sistemi geliştirmelidir.
1981 de Nobel ödülü alan Roger Sperry beynin sol tarafının mantıksal işlevleri,sağ tarafının duygusal,sanatsal işleri yerine getirdiğini öne sürdü.Eğitimle ilgili kavram ve bilgiler beynin sol tarafının işlevi ile ilgilidir.Californiya Üniversitesinden Prof. Robert Ornstein “Beynin iki tarafını dengeli kullanabilen insanların kapasitelerinin diğerlerine göre beş katı fazla olduğu” görüşünü savunuyor.
Yedi Duyguyu Kullanmak
Görme,içitme,dokunma,koklama,tatma ve heyecan hissetme,harekete geçme,uzun ve kalıcı öğrenmek için bu yedi duyguyu beraber kullanmak güçlü hafıza demektir.Bilgileri kuma değil taşa yazan insanlar unutma sorunu yaşamayacaklardır.Hayvanlarda koklama belleği beyinde daha çok alan kaplarken insanda görsel bellek daha büyük alan kaplar.
Duygusal Hafıza
Heyecan uyandıran ve insanı harekete geçiren bilgilerin beyinde kalıcı olduğu bilinmektedir.Kaza ile veya ameliyatla beynin ön alın bölgesi ( Pre Frontal Korteks ) çıkarılan kişilerde planlama,karar verme,sosyal kurallara uygun davranma yetilerinin kaybolduğu bilinmektedir.Ayrıca beynin orta bölümlerinde yer alan “Amigdale” denilen badem büyüklüğündeki alanın cerrahi olarak çıkarıldığında kişinin olaylarla ilgili duygusal boyutunu unuttuğu ve duygusal körlük oluştuğu yeni bilimsel bulgulardır.( Antonio R.Damasio,1994 ) İnsanda gülmenin gerçek mi,kandırmaca mı olduğu , yüzümüzde gülmekle ilgili kaslardan anlaşılmaktadır. Zigomatik majör kası nezaket gülümsemesiyle harekete geçerken Orbikulus Okuli kası irademiz dışı ancak içten gelen gülmelerde kasılır.Depolanmış duygular insanın hayatında zihinsel rehberlik yapan sevk edicilerdir.Bir insanı sigaradan vazgeçirmede için onun depolanmış duygularını bilip harekete geçirmek sonuç aldırır.O kişi ölümden korkuyorsa,küçük düşmekten korkuyorsa,sevdiklerini kaybetmekten korkuyorsa ilgili duygu deposu harekete geçirilerek o kişi motive edilir.
Modern Batı felsefesi akılla duygunun birbirinden farklı şeyler olduğunu savundu.Deskartes ile başlayan Kartezyen sistem aklı tek yol gösterici olarak sundu.Akla duyguları karıştırmamak olarak özetlenen bu tez gerçek yaşamda ve beyinin nasıl çalıştığı anlaşıldıkça sarsıldı.İnsanın biriktirilmiş duygularının, hayal kurma,karar verme, plan yapma,iletişim kurma,harekete geçme ve kararları uygulamada kişisel rehberlik yaptığı yönünde görüşler gittikçe doğrulanmaktadır.
Beyin Kimyasalları
Serotonin,dopamin,norepinefrin,asetil kolin gibi kimyasallar beynin işleyişinde bilgi aktarıcı maddelerdir.
Serotonin saldırgan davranış ve hayattan zevk alma ile ilgili kimyasal maddedir.Dopaminin öğrenme ile ilgili rolü “ Dikkat Eksikliği,Hiperaktivite “ ( DEHB ) hastalığı olan çocuk ve erişkinlerde dikkati çekiyor.Yapılan araştırmalar dikkatini toplayamayan,kafa yoran şeylerden sıkılan,aceleci,sabırsız,çok konuşan,unutkan,dağınık,sık eşya kaybeden,kıpır kıpır yerinde duramayan bu insanlarda beynin ön bölgesinde dopamin az salgılanmaktadır.Nitekim beyinde dopamin miktarını arttıran ilaçlarla bu kişilerde belirgin düzelme görülmektedir.Dopaminin öğrenmenin dikkatle ilgili sürecindeki rolü ve kısa bellek için değeri yeni araştırmalara kaynak olmuştur.
Asetil kolin hafıza ile ilgili diğer beyin kimyasalıdır.Alzheimer hastalığının tedavisinde özellikle başlangıç Alzheimer de çok yararlı olan bazı ilaçlar beyinde asetil kolin miktarını arttıran ilaçlardır.Çocuklardaki öğrenme güçlüklerinde zihinsel işlevi arttırmak için beyin asetil kolin miktarını arttıran ilaçlar araştırmaları ciddi ilgi alanları oluşturmuştur.
Stres hormonu (CRF ) beyinde öğrenme mekanizmasını olağanüstü etkilemektedir.Hipofiz bezinin salgıladığı bu hormon öğrenme ile ilgili beyin bölgelerine amigdale,hipokampus ve lokuserules da uyarılma yapar.Az miktarda stres hormonu zihni açar, dikkati arttırır,öğrenmeyi hızlandırır.Aşırı salgılanması bedeni gerçekle ilgili olmayan aşırı tepkili ve alarm durumuna iter.Posttasamatik stres bozukluğu (PTSB ) denilen bir hastalık ortaya çıkar.Bu hastalıkta korku,kaygı,aşırı ihtiyat,irkilme,eskileri yaşama,duygusal uyuşukluk,zevk alamama,başkalarının hissettiği ile ilgilenmeme gibi belirtileri vardır.Bu kişilerin beyinlerinde bağlantılar bozulmuştur.Sağlıklı bir kişinin arkasına geçip aniden eline çarpsanız ilk seferinde irkilir 3-4üncü seferde irkilmez.Beyninde çok fazla stres hormonu (LRF ) salgılanan kişi irkilmeye devam eder.
Depresyonla İlişkisi veya Sürmenaj
Stres hormonu uzun süre salgılandığında beyinde hücreler arası enerji transferi ve bilgi akışını bozar. Zihinsel yavaşlama,konsantrasyon güçlüğü,dalgınlık,halk arasında sürmenaj olarak bilinen,bildiklerini unuttuğu ve kullanamadığı şeklindeki klinik tablo çıkar.Depresyonun sekiz belirtisinden birisi düşünce yoğunlaştırma bozukluğudur.( Diğer belirtiler elemli mizaç,zevk alamama,enerji azalması,uyku-iştah bozukluğu,cinsel ilgi azalması,intihar düşünceleridir.) Bazı örtülü depresyon türlerinde sadece bu belirtinin göze çarptığı unutkanlık,dalgınlık şeklinde gözüken depresyonlar vardır.Daha çok yönetici ve iş adamlarında,beyin işçilerinde görülür.
Beyin Kimyasalları Düzelir mi?
Stres,depresyon,dikkat eksikliği,hiperaktivite beynin öğrenme ile ilgili süreçlerini bozan ve tedavide Tıbbın başarılı olduğu alanlardır.
Zihinsel yavaşlama,anlama,algılama,kavrama,konsantrasyon güçlüğü çeken kişilerin durumunun psikolojik ve organik boyutu çeşitli nöropsikolojik testlerle ve beyin görüntüleme yöntemleri ile belirlenebilmektedir.Bu kişilerin genellikle beyin iki yarım küresinin işlevsel asimetri gösterdikleri ve beynin ön bölgelerinde temel işlevlerde azalma dikkati çekmektedir.Böyle durumlarda ilgili hekim beynin daha çok serotonin,noradrenalin veya asetilkolin kimyasallarının hangisinin daha çok azaldığını düşünürse ona uygun ilaçlarla tedavi mümkündür.Tedavi genelde kısa sürede bitirilmemeli ve ilaçlar mutlaka hekim kontrolünde kullanılmalıdır.Ayrıca kişilere stres yönetimi öğretmek, psikoterapi desteği sağlamak tedavinin bir parçasıdır.
Kötü Hafızanın Sorumluları
Kötü hafızanın birinci sorumlusu dikkatsizliktir.Düşünceyi yoğunlaştırabilen, bir konuya konsantre olacaktır.İnsanlar bilgileri zihinlere kazırlar.Dikkat edilmeden dinlenen bilgiler kuma yazılmış gibidir hemen silinir.
Kötü hafızanın ikinci sorumlusu özgüven azlığıdır.İnsan beyninde biyolojik bir saat vardır.Eğer o saate bilerek ve irade ederek sabah 07.00’de kalkacağınızı söylerseniz,öyle programlamış olursunuz.Sabah 07.00’de kalkmanız kesinleşir.Kolumuzdaki saate güvendiğimiz kadar hafızamıza güvenirsek,o bizi yanıltmaz.
Kötü hafızanın üçüncü sorumlusu önem vermemektedir.Unutulan bilgiler genellikle o kişi tarafından önemsenmeyen,bilgiler olacaktır.Unuttum demek mazeret olmaz,çünkü o konuya önem vermediğiniz anlamına gelir.
Kötü hafızanın bir sorumlusu da,akılda tutma tekniğini bilmemektir. Örnek vermek gerekirse, araba, kuş, mavi, lale kelimelerini akılda tutmak istiyorsanız doğrudan ezberlerseniz aklınızda kalmayacaktır. “Mavi bir arabanın özerinde ki kuşun, ağzında lale var” şeklinde ezberlerseniz bunu asla unutmazsınız.
Kötü hafızanın bir nedeni de duygusal boyutunun ihmal edilmesidir.Bir tiyatro sanatçısı rolünü ilk öğrenirken heyecanlarıda tekrar eder,böylece rolünü tam uygular.İlk öğrenirken heyecan ile kelimeleri beraber öğrenirse kolay unutmayacaktır.Merak dürtüsü duygusal gücü arttıracaktır.Bunun için merak ilmin hocasıdır denilmiştir.
Kesinlikle unutmamam gerekir denilen bilgileri not alın.Bundan 1400 yıl önce Hz.Peygamber unutmamak için “Sağ elinizden yardım isteyin” demişti.Aldığınız nottan tekrar ederseniz,özellikle 2-3 ayda bir yapılan tekrar sonunda bilgiler,kalıcı hafızaya işlenecektir.
Kötü hafızanın önemli bir sebebi bilgilerin kullanılmamasıdır.Zihinsel uyarıcıların çok olduğu, bilgilerin tekrar edildiği bir beyinde unutkanlık olmaz.İnsan beyni “kullan ya da kaybet” kuralı ile çalışır.
İnsan beyninde kalıcı hafızaya yazılan hiçbir bilgi silinmez. Protein şifreleri olarak yazılıdır. Beyin ameliyatı esnasında yarı bilinci açık hastanın beyin kabuğu elektrikle uyarıldığında, çeşitli bilgileri anlatmaya başlar. Yaşadığı doğum sancısını, bildiği şiirleri okuyabilir.
Demek ki hafıza özel bir biyonik cihazdır. İyi kullanarak onu iyi bilgilerle doldurabiliriz.
Gıdalar ve Beyin
Beynimiz kalbimiz midemiz gibi bir organımızdır,oksijen ve gıdalarla beslenir. Beyni hastalık öncesi korumak koruyucu tıp açısından çok değerlidir.
Beynimiz ağırlık olarak vücudun %2 si olduğu halde vücuda gelen oksijenin % 20’sini şekerin büyük bölümünü tikettiği bu gün bilinmektedir.Oksijen oranı şehir atmosferinde %18-19’ a düşmektedir. Doğal ortamda % 20-21’dir. O halde beynin birinci koruması bol oksijenli doğal yaşama önem vermektir. Çevre kirliliği hafıza zayıflamasının ilk sorumlularındandır. Temiz hava beyin sağlığı için ilk şarttır.
İkinci şart spor ve yürüyüştür.Sporun özellikle hafta bir yapılan terletecek sporun beyinde morfin benzeri maddeler salgılayarak anti stres etkisi yaptığı artık bilimsel olarak gösterilmiştir.
Üçüncü şart beyinde mutluluk hormonu salgılatan pozitif yaşam felsefesinin yaşam tarzı olarak seçilmesidir.Sevgi duygusunun güçlendiği dolayısıyla korkunun azaldığı,güven duygusunun geliştiği pozitif yaşam felsefesini öğrenmek ve uygulamak hiç zor değildir.
Dördüncü şart doğru beslenmedir.Beyin kan şekerini doğrudan kullanır.Kan şekerimizi düşürmememiz gerekir.Bunun için serbest radikal giderici antioksidan,hücre yeniliyici özellikteki taze sebze ve meyve favori gıdamız olmalıdır.E ve C vitamininde zengin gıdalar beyin hücre yıpranmasını önler.Çayın özellikle yeşil çayın tüketilmesi beyin sağlığı için yararlıdır. Beyin için gerekli vitamin,mineral, oligoelementleri çokça sağlayan bal, ceviz, fındık, çörekotu,badem karışımını her sabah bir çorba kaşığı alırsanız güne daha sağlıklı başlamış olursunuz

alıntıdır















video izle| uluonder.net